Menü Başlangıç

Ben bu işlere nasıl bulaştım

Sene 1997, deprem öncesi Sakarya’sında yaşıyoruz. 14 yaşında orta 2 talebesiyim. Babama yalvar yakar bir bilgisayar aldırdım ve bu alet benim hayatımı baştan sona değiştirdi. Zaten küçük yaştan beri bir şeyleri kurcalamayı, içini açmayı, ne bileyim bozup yapmayı severim. Elektronik aletler ilgi alanım. Bilgisayar ise bu merakı bir adım daha öteye taşıdı ve beni resmen büyüledi. Nasıl olduğu başka bir hikâyenin konusu ama ben o bilgisayarın alındığı senenin yaz tatilinde bilgisayarı aldığımız firmada çalışmaya başladım. Ufak ufak format atıyor, makine topluyoruz. Öyle öyle kendimi geliştirmeye başladım. Hem öğreniyor, hem zaman geçiriyor hem para kazanıyorum. Arada sırada sağa sola gönderiyorlar, esnafın yazıcısını tanıtıyoruz, ne bileyim program kuruyoruz. Bayağı eğlenceli geliyor bana. O yaz öyle geçtikten sonra okul döneminde de ben buraya devam ettim. Boş zamanlarda, okul sonrası ve hafta sonları firmadayım. Firma maskotu gibi ortalarda takılıyorum. Bu durum ertesi yaz da devam etti fakat artık ortaokul bitti ve lise 1’e başlayacağız. Babam derslerim bozulacak diye tedirgin oldu ama tam ergen dönemi bana laf geçiremediği için yakın olmasa da arkadaşı olan firma sahibi Murat abiye “Murat bu pezevenkin dersler bozulacak ama laf da edemiyoruz. Sen bu iti usulünce kov buradan” diye ricada bulundu. Murat abi de bana yok maliye yok sigorta filan bir sürü palavra sıkarak usul usul beni dükkândan şutladı. Fakat macera bu sefer daha değişik bir hal aldı.

Aradan bir süre geçtikten sonra “takriben 98 senesi ekim ayı civarları” başka bir yer keşfettim. O dönemler okuldaki en yakın arkadaşım Müco. Bilgisayarla arası oyun ve porno düzeyinde. Ama kral çocuk. Birlikte takılıyoruz sürekli. Müco ile gezerken bir gün Bostancıoğlu pasajına girdik. Bu Çark Caddesinin tam ortasında hala duran eski bir pasaj. İçeride terzi, 2 kuaför, birçok ufak manifatura atölyesi var. Bunların yanında 1 tane çilingir, 1 tane kasetçi ve son olarak maceranın çok değişik bir hal aldığı yer olan Mazlum abinin bilgisayar dükkânı Mouse Computer var. Yine aynı pasajda bu bilgisayar dükkânının, çilingirin ve serbest çalışan iki tane elektronik tamircisinin atölye olarak kullandıkları bir dükkân daha var. Camları film çekili filan. Göt kadar dükkân, 3 masa, bir anahtar çekme makinesi, disketler, eski anakartlar, lehim makineleri. Karman çorman bir yer. Bu elektronikçilerden bir tanesi de daha sonra benim en yakın arkadaşım olacak olan Ertuğrul. Ertuğrul bizden 4 yaş büyük, endüstri meslek elektronik mezunu. Ufak tefek elektronik tamirleri yaparak hayatını kazanıyor. İşte bu pasajda bulunan Mouse Computer ve Mazlum abi hikâyemizin ana karakterlerinden. Mazlum abi hikaye kitaplarında geçse “yok amuğa koyim abartmışlar” diyebileceğiniz seviyede karikatür, hafif dolandırıcı bir tip.

Emekli asker babasının mal varlığını gençliğinde gömmüş, İstanbul’da türlü olaylar yaşamış, tekrar Sakarya’ya dönmüş, çocukluk arkadaşları olan elektronikçi Haldun ve anahtarcı Necmi abinin dükkânlarının olduğu pasajda o dönemin revaçta işlerinden olan bilgisayar işine girmiş bir abimiz. İnceden bilgisayar toplayıp satıyor, tamir işlerine bulaşıyor ve bir yandan revaçta olan cd işinden ufak ufak yolunu buluyor. Tam bir tatlı dilli. Konuşmasıyla insanı iki dakikada ambele edip donuna kadar alıyor ahjkshks. Neyse biz 2 tombiş git gel bu Mazlum abinin dükkânda takılmaya başladık. Daha sonra ben burada ufak ufak tamir işlerinde yardım etmeye başladım. Mazlum abi arada bir gidiyor, dükkâna biz bakıyoruz filan gibi durumlar oldu. Ben yavaş yavaş bu dükkândan daha ilerideki atölyeye kaymaya başladım. Atölyede Necmi abi anahtar yapıyor, Ertuğrul ve Haldun abi anakart, teyp, monitör filan tamir ediyor, üçüncü masada ise ben makine topluyor, format atıyorum. Tamirlik bir iş olmadığı zamanlarda ise atölye yerine ana dükkânda takılıyoruz. Mazlum abi o sıralar dükkânı habire bize bırakıp gidiyor, bir şeyler karıştırıyor. Dükkân sanki bizim gibi. Sabahları Ertuğrul açıyor, okul çıkışı biz geliyoruz. Mazlum abi arada bir uğruyor, hesap kitap yapıyor. İşte Mouse computer 99 senesi başlarına doğru böyle bir yer.

99 senesi korsan cd işinin patlama yaptığı senedir. CD yazıcılar henüz yeni çıkmış ve çok pahalı olsa da yavaş yavaş hayatımıza girmeye başlamıştı. Bunun yanında Mp3 formatı çıkmıştı ve deli gibi CD’den ve kasetten mp3’e aktarım yapma mevzusu başlamıştı. Kıçıkırık bir CD’de 160 şarkı. Mucize gibi bir şeydi. 2 sene sonrasında ise zaten iPod çıktı hatırlarsanız. Mp3’ün yeni yeni filizlendiği zamanlardı ama oyun ve porno film konusunda ise korsan almış başını gitmiş durumdaydı. O yıllarda daha sonradan da olduğu gibi bu işin ana merkezi Kadıköy’deki Yazıcıoğlu iş hanıydı. Korsan CD’ler Uzakdoğu ve Balkan ülkelerinde basılır ve bir şekilde bu Yazıcıoğlu iş hanına gelir, buradan da tüm ülkeye dağıtılırdı. Bu dağıtım işini çantacı dediğimiz adamlar yapardı. Çantacı, Yazıcıoğlu’ndan o dönemin revaçtaki porno ve oyun CD’lerini alır bir çantaya atar daha sonra Sakarya gibi illerdeki dükkânları kapı kapı dolaşır tanesi 1.7 dolara satardı. Dükkân bunu alır üstüne karını koyar ve müşteriye ulaştırırdı. İşte Mouse computer bu dükkânlardan biriydi. Bu şekilde CD sat, yandaki kasetçiyle ortak kasetten mp3 işi yap, makine topla, tamir et diye günler geçerken bir gün Mazlum abi dükkâna bir ablayla geldi. Abla dediğim de hanım ağa. 2 korumayla gezen değişik bir tip. Ben, Müco ve Ertuğrul dükkânda takılıyorken bunlar geldi sohbete başladılar. Konu malum, korsan CD işi.

Bu hanım ağa abla bizim çantacıdan 1.7 dolara aldığımız CD’leri 0.6 dolara getirebileceğini bunun üstüne kar koyup Sakarya ve çevresinde toptan olarak satma işini Mazlum abiye vereceğini anlatıyordu. Malzemeyi bu sağlayacak, Mazlum abi ise dağıtımını yapacaktı. CD’ler Bulgaristan’da yeni açılan bir yerde basılıyor ve ülkeye buradan giriyordu. Bu abla ise İstanbul harici kalan Marmara bölgesi illerinde dağıtımını yapıyordu. Bunlar bir hafta boyunca böyle gidip gelip konuştular. Sonunda el sıkıştılar. Mazlum abi işe bizi de kattı ahjskhsj. Sakarya içerisinde CD satılan yerleri tek tek not almamızı istedi. Biz çıkıp dolaştık, yerleri not aldık, sahiplerini öğrendik filan. Hemen ardından dükkâna koli koli cd gelmeye başladı. Ertuğrul ve Müco’yla CD’leri kontrol ediyor, işaretliyor ve daha sonra paketliyorduk. Öyle ki neredeyse tüm porno CD’leri kontrol etmiştik ahjskhsjks tek tek kategori notu alıyorduk. Bu yaşlı sarışın ablalar, bu zencili, bu hayvanlı diye liste yapıyorduk ahjskhs bunun dışında oyunları da kontrol ediyor çalışıp çalışmadığına, içinde crack olup olmadığına bakıyorduk. Böyle listeler çıkardık. Mazlum abi ise bu sırada satış yapmak için Sakarya’daki firmaları dolanıyordu. Ufak ufak satışlar başladı. Adamlar çantacıdan 1.7 dolara aldığı CD’yi bizden 1.2 dolara alınca balıklama atladılar. Gündüz Mazlum abi siparişi topluyor, akşam biz okul çıkışı gidip teslim ediyorduk.

Bok gibi para akmaya başladı ahjkskhksjs Mazlum abi bizi de görüyordu. Hayat iyi gidiyordu. Biraz daha zaman geçtikten sonra Mazlum abi işi yavaş yavaş bize bıraktı, sipariş işini de biz hallediyorduk. Sadece hesap kitap için uğrar oldu. Biz dükkânda duruyor aynı anda hem dükkândan perakende mal satıyoruz, hem de tüm Sakarya’daki CD’cilere toptan cd gönderiyoruz. Uzun lafın kısası Sakarya’nın porno ve oyun CD’si ihtiyacını biz karşılıyoruz. Özellikle porno işinde elimizdeki kategori listesinden dolayı acayip iyiyiz. Adam diyelim “kadınlar 25 yaşından fazla olmasın, sarışın olsun ve mümkünse doggy ağırlıklı bir film olsun” dese şak diye arşivden o özellikli filmi çıkartıp verebilecek durumdayız ahsjkhsjksh lan Sakaryaspor’lu topçuların porno cd aldığı yeriz size öyle söyleyeyim ahjskhss. Hayat iyi giderken ve cebimizde bok gibi para varken bir gün haber geldi, gece içkili bir ortamda silahlar çekilmiş, polis gelmiş ve ortamdaki herkesi toplamış. İşin arkasını hatırlamıyorum ama Mazlum sanırım birini tehdit etmiş gibi bir durum vardı. Daha önceden de cezası olduğundan ve şartlı salındığından bu sefer direk ceza evine gönderildi. Mazlum’dan haber geldi, onlar idare etsinler ben çıkacam sonra hesaplaşırız diye haber geldi. Amk Müco’yla ben 16 yaşındayız, Ertuğrul 20 yaşında. Dükkânda oturup ne yapalım diye konuştuk ve devam etme kararı verdik.

Bir kaç gün sonra hayatımdaki en ilginç anlardan birini yaşadım. Pasajın giriş ve çıkışına ikişer adam kondu, pasaja giriş ve çıkışları tuttular ve kimseyi pasaja sokamadılar. Hemen ardından hanım ağa ve 2 adamı belirdi. Biz dükkânda kek gibi oturuyoruz. Yanımızda elektronikçi Haldun abi de var absjhsjks ulan içeri bildiğin mafya girdi. Hanım ağa suratımıza bakıyor. Ulan 3 tane ergen, dükkân kadının CD’ler dolu. Sıksa dert, laf etse dert ahjkshskjs oturdu. Çay söyledik. Bir şeyler duydum doğru mu dedi? Haldun abi durumu anlattı Mazlum neden içeriye girdi neler oldu filan. Tamam dedi kapayın dükkânı bende CD’leri toplatacağım çocuklara. O pezevenke de söyleyin içeriden çıkmasın, çıkarsa ben sıkacam onun kafasına dedi ahsjkhs bu sırada yürek yemiş Ertuğrul lafa atladı “Abla” dedi “bu işi zaten Mazlum bize bırakmıştı, bak biz herkesi tanıyoruz, biz dağıtım yapıyoruz. Bize güvenirsen biz devam edelim”. Yılların laf orospusu Haldun abi de üstüne bir iki kelam etti. Ne hikmetse kadın “tamam ulan” dedi “buradaki malları almıyorum sayın ve bana parası gönderin, bunlarla başlayın aha bu arkamdaki dingil de sizin konuşacağınız adam aha bu da numarası, ondan mal almaya devam edersiniz. Haldun bir şey olursa seni bilirim” dedi numarayı verdi ve gitti. Bir anda kendi işimizin sahibi olduk.

Hemen ertesi gün dükkânda bulunan toptan satacağımız CD’leri pasajda bulunan bir depoya geçici olarak kaldırdık. Mazlum’un yeğenini bulduk tüm parayı ve dükkânı ona teslim ettik. Cebimizde bize ait olan tüm parayı birleştirdik, cep telefonlarını sattık, alabildiğimiz herkesten borç aldık. Ablanın parasını ödedikten sonra pasajdaki boş dükkânlardan birini kiralamak için sahibiyle görüştük. Dükkânı kiraladık. Hemen dükkânın tadilatına başladık. Önce dükkânın boyasını hallettik. Sonrasında masa sandalye işlerine girdik, Müco’nun evden bilgisayarı getirdik, 2x bir cd yazıcı aldık “o zamanın parası 400$”. Tadilat bitti, son gün. Gece saat 12:30’a kadar dükkânın raflarını hallettik, dükkânda satacağımız CD’leri dizdik, depoya kaldırdığımız malları dükkâna getirdik. Ertesi sabah dükkânı açacağız ve o hafta resmi işlerle uğraşacaktık. Evlere dağıldık. 2 saat sonra 17 Ağustos depremi oldu 😦 Gerisi malum, hepimiz bir yerlere dağıldık.

Kategoriler:Genel

Özgür ÖZTÜRK

Fani bir aytimenicir. Berlin'den bildiriyor, sizleri bilgiye boğmadığı zamanlarda bir şeyleri kapatıp açarak çalışmasını sağlıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: